Faizlerin Düşük Olması Sanayici İçin Her Zaman İyi Midir?

Faizlerin Düşük Olması Sanayici İçin Her Zaman İyi Midir?

Faizlerin Düşük Olması Sanayici İçin Her Zaman İyi Midir?

 

Son dönemde gerek doğrudan üretim yapan sanayicilerin temsilcisi konumundaki sivil toplum kuruluşlarından gerekse de politikacılar ve yorumcular tarafından kimi sanayicilerin üretim yaptıkları yerleri terk ederek, üretimlerini sonlandırarak bu yerlerini konut ve AVM şeklinde değerlendirdikleri yönünde ilginç tespitler duymaya başladık.

Gerçekten de özellikle üretim yerleri artık şehir içi sayılabilecek bölgelerde kalmış ya da şehre ulaşımı kolay olan köprü ve otoyol güzergahlarına yakın olan üreticilerin konut piyasasındaki yatırım geri dönüş hızının ve yüksek kar marjlarının cazibesine kapılarak paldır küldür üretimlerini terk ederek (Taşınmadan bile söz etmiyoruz.) konut projelerine yöneldiklerini görüyoruz. Maalesef Ülkemizdeki bürokratik yapının üretimi ve sanayii desteklemekten uzak olması ve yine maalesef serbest piyasanın sürtünmesiz bir şekilde çalışmasını sağlayacak, özel mülkiyeti ve rekabet ortamını koruyan bir hukuk sistemini tam ve eksiksiz olarak oluşturamamış olmamız gibi etkenler sonucunda, sanayicimiz üretimi terk kararını kolaylıkla alabilir hale gelmiştir. Bu oldukça sakıncalı bir durumdur ve acilen bu durumun düzeltilmesi adına bir önlemler dizisi alınması gerekmektedir. Zira sanayicilerimizin azımsanmayacak bir bölümü ya bahsettiğimiz gibi tamamıyla üretimlerini sonlandırarak ya da kaynaklarının büyük bölümünü üretimden çekerek faaliyetlerini konut, AVM, ofis, rezidans vb. inşaat alanına kaydırmaktadırlar.

Peki neden böyle olmaktadır?

Bu sorunun cevabı basit bir matematiksel denklemde yatmaktadır. Sanayici, inşaat ve konut yatırımından sağlayacağı geri dönüşü mevcut üretimi ile ne kadar sürede elde edebileceğini hesaplamakta, bu geri dönüşün inşaat sektörü ile karşılaştırılamayacak kadar uzun sürede olduğunu görmekte ve üretim yapmanın getirdiği sıkıntı ve külfetleri de aklında tartarak rasyonel bir tercih olarak üretimden inşaata geçiş kararını vermektedir.

Peki neden konut yatırımının getirisi bu kadar yüksektir?

Çünkü konut piyasasına uzunca bir süredir (Her ne kadar son dönemde bazı nedenlerden dolayı belirli bir azalma söz konusu olsa da.) yüksek seviyede bir talep bulunmaktadır. Arzın yetişmekte zorlandığı bu talep doğal olarak fiyatları yukarı çekmektedir.

Neden konut piyasasına olağanüstü bir talep vardır?

İşte konunun faizler ile ilgili olan kısmı burada başlıyor. Tasarruf sahipleri de tıpkı sanayiciler ve tüccarlar gibi yatırımlarından maksimum getiriyi alma peşindeler. Büyük ya da küçük, gerçek ya da tüzel kişi tüm tasarruf sahiplerinin önünde aşağı yukarı benzer seçenekler mevcut: Mevduat, Hazine Bonosu, Devlet Tahvili gibi kısa ya da uzun vadeli sabit faiz getirisi, kar payı ve değer kazancı vaat eden Hisse Senetleri ve en kuvvetli üçüncü alternatif de gayrimenkul. (Barındırdığı riskler, düşük likidite ve erişimin kolay olmaması gibi nedenlerle daha az tercih edilen yatırım araçlarına değinmiyoruz.)

Hisse Senetleri piyasasının çeşitli nedenler ile derinleşememiş olması ve amatör ve küçük tasarruf sahipleri açısından “makul” bir yatırım aracı olamaması nedenleriyle genellikle küçük ve orta ölçekteki yatırımcısının karşısında bu durumda sabit faizli yatırım enstrümanları ve konut piyasası iki ana seçenek olarak kalmaktadır. Yıllardır TL varlıklarının makul ve yeterli bir reel faiz vermekten uzak olması (hatta kimi yıllar TL’nin reel faiz getirisi negatife dönmektedir.) nedeniyle tasarruf sahipleri TL cinsinden sabit varlıklardan peyderpey uzaklaşmaktadırlar.

Bu kesimden kaçan tasarruf sahipleri azımsanmayacak ölçüde gayrimenkul piyasasına girmektedir. Bu sürekli ve artan orandaki giriş yüksek talep gören tüm varlıklar gibi gayrimenkul fiyatlarında da gerek nominal gerekse de reel anlamda ciddi yükselişlere yol açmaktadır. Sürekli ve doyurucu seviyede artan fiyatlar da yukarıda bahsedilen, sanayici kesimin binbir zahmet ve risk ile devam ettirdikleri üretimlerini terk ederek inşaat ve gayrimenkul piyasasına girmesi sonucuna yol açmaktadır.

“Sanayici üretimine devam etsin, ne işi varmış inşaat sektöründe” diyerek salt sözlü yönlendirme ve temenni olmaktan öte geçemeyen aşırı iyimser pasif bir bekleyiş ile bu sorunun çözülemeyeceği açıktır. Eğer serbest piyasa kuralları kabul edilmiş ise bu kurallar çerçevesinde sorun ele alınmalıdır.

Öncelikle bu durumun ulusal ekonominin orta ve uzun vadede sağlıklı ve sürdürülebilir bir dengede faaliyet gösterebilmesine bir engel teşkil etmesi açısından son derece sakıncalı olduğunu kabul etmeliyiz. Tasarruflarımızın verimli alanlarda değerlendirileceği yerde hak etmeden elde edilen ve ülke gerçeği ile uyumlu olmayan “lüks” konutlara “gömülmesi” gibi bir yanlış sineye çekilebilecek olsa bile bir ülkenin göz bebeği konumunda olan üreticinin, sanayicinin işlerini terk etmesi ya da kısmen imkanlarını inşaat sektörüne yönlendirmesi sineye çekilemeyecek kadar vahim bir olgudur.

Yukarıda açıklamaya çalıştığımız, TL cinsinden sabit faiz getirisi sunan finansal varlıklardan gayrimenkul piyasasına doğru tasarruf kaymasının bir önemli sonucu daha vardır ki bu da en az işlediğimiz ana konu kadar önemlidir. Bu da, mali kesimin (bankalar gibi) pasifine bu tasarrufların girememesi nedeniyle doğal olarak sanayicilere sunulan kredi imkanlarının önemli ölçüde daralması meselesidir.

Politikacılarımız -elbette iyi niyetle- sanayiciyi, üreticiyi desteklemek, ülkenin üretim miktarını ve kapasitesini artırabilmek maksadıyla faizleri düşük tutmak istiyorlar.

Peki yukarıda çizmeye çalıştığımız resme bakıldığında, reel olarak yeterli olmayan, hatta zaman zaman negatif bile olan reel faizlerin sanayici kesimi için her zaman mutlak olarak iyi olduğunu söyleyebilir miyiz?

Yaşananlara ve sonuçlara baktığımız zaman bu soruya olumlu yanıt verebilmek kolay değil. TL faizler üzerindeki baskıyı kaldırarak, piyasanın kendi içinde ulaşacağı denge noktasında oluşacak faiz seviyesinin ulusal ekonomi açısından daha sağlıklı bir durum yaratacağını düşünüyoruz.

Sanayicimiz bir yandan “düşük faiz” ile borçlanabiliyor, üretimin getirisi faiz getirisinden yüksek, o halde üretim artacak diye sevinirken öte yandan günbegün sanayicilerin asıl işlerini terk etmelerine ve küçülen mali kesim nedeniyle krediye erişim imkanlarının günden güne daralmasına gözümüzü kapatırsak milli ekonomimiz açısından hiç istemediğimiz sonuçların attığı tokatlar ile gözümüzü açacak noktaya geleceğiz.

You may also like...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir