Merkez Bankası Safını Belli Etmeli

Sermaye hareketlerinin serbest olduğu ve sabit kur rejiminin uygulandığı ülkelerde bağımsız bir para politikasının (yani faiz oranlarının serbestçe belirlenmesinin) sürdürülebilmesinin imkansız olması Ekonomi Biliminde “İmkansız Üçleme” (Impossible Trinity) olarak bilinir.

Bu hipoteze göre; eğer bir ülke sermaye hareketleri üzerine bir kısıtlamaya gitmiyorsa yani yabancı para ve yurt içi para serbestçe ülkeye girip çıkıyorsa bu ülkenin kur rejimi ve para politikası alanında önünde iki seçenek vardır.

Birinci seçenek kur seviyesini belirleyip (geleceğe dönük) faiz oranlarını tamamıyla serbest bırakmaktır.

İkinci seçenek ise yurt içi faiz oranlarını belirleyip (piyasa faizini ise hedefleyip) kuru serbest bırakmaktır. Bu iki kalemin aynı anda hedeflenmesi ve yönetilmesi ekonomi biliminin şu ana kadar gelmiş olduğu nokta itibariyle mümkün değildir.

Ülkemizde de 2000 ve 2001 yıllarında yaşanan derin finansal krizlerin sonucunda sabit kur rejimi (döviz kuru hedeflemesi) terk edilmiş, bu tarihten günümüze kadar da kur dalgalanmaya bırakılmış ve Merkez Bankasınca bağımsız bir faiz oranı belirleme yoluna gidilmiştir. Bu faiz oranı da  “Politika Faizi” olarak adlandırılmaktadır.

Merkez Bankası penceresinden bakıldığında ister Sabit Kur Rejimi olsun isterse bağımsız bir para politikasına dayanan Dalgalı Kur Rejimi olsun bu tercihlerin üzerindeki temel amaç fiyat istikrarının sağlanmasıdır. Bizim gibi kronik bir cari açık problemi olan ülkelerin uygulaması zor ve hatta imkansız olsa da kimi ülkelerde sabit kur rejimleri ya da para kurulu şeklindeki daha katı uygulamalar yurt içi fiyat istikrarını sağlayabilirken kimi ülkelerde ise fiyat istikrarı para politikası uygulamaları ile sağlanmaya çalışılmaktadır.

Merkez Bankası, faiz oranları, karşılık oranları, piyasa müdahaleleri şeklindeki araçlar ile fiyat istikrarını sağlamak içi uğraşmaktadır. Fiyat istikrar hedefini ise “enflasyon hedeflemesi” şeklinde yapmaktadır.

Fakat bu enflasyon hedefi geçmiş döneme bakıldığında birkaç istisna dışında hiçbir zaman da tutmamaktadır. Bu başarısızlığın farklı ağırlıklarda çok çeşitli nedenleri bulunsa da en belirleyici nedenlerinden birisinin bağımsız bir para politikası uygulanamaması olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Eğer Merkez Bankası kayıtsız ve koşulsuz biçimde “fiyat istikrarı tek amacımdır.” diyerek buna göre bir politika yelpazesini belirlemiş olsa idi belki sürdürülebilir ve makul seviyelerde oluşan bir enflasyon oranı yakalanabilirdi.

Ancak sürekli olarak bu hedefi gölgeleyen ve hatta ikinci plana iten “örtülü amaçlar” ortaya çıkmaktadır.

Bu kimi zaman kur seviyesine de müdahale etme isteği, kimi zaman da faiz oranlarını fiyat istikrarı dışı amaçlar gözetilerek belirleme isteği olarak ortaya çıkabilmektedir.

İhracatçı kesim kur seviyesinin yükselmesini, ithal bağımlılığı olan sektörler kur seviyesinin düşmesini, politikacılar daha düşük faiz oranı ve yüksek büyüme oranı talep ediyorlar.

Merkez Bankası da kendi hedefleri ile bu kesimlerin hedefleri arasında sıkışmış gözüküyor. Bunun böyle olduğunu Merkez Bankamızın basit ve sade bir faiz politikasının olmamasından rahatlıkla anlayabiliyoruz.

Başka bir ifadeyle, neredeyse tüm ülke Merkez Bankalarının basit ve anlaşılır bir politika faizi var iken bizim böyle bir politika faizimiz yoktur. Yabancı bir yatırımcı veya analist “Türkiye’deki Merkez Bankası politika faizi nedir?” diye sorduğunda bu kişiye kısaca ve tek kelime ile cevap verme imkanımız bulunmamaktadır.

Önceleri, haftalık repo piyasası politika faizi olarak kullanılırken, daha sonra gecelik borçlanma piyasası koridorunun üst bandı da kullanılmaya başlanmış, bu iki oran da yeterli olmayınca geç likidite penceresi de piyasayı fonlamada kullanılır olmuştur.

Ancak mevcut durumda bunların üçü birden kullanıldığı için gelinen noktada piyasa bu üç kalemin ortalaması olan “Ağırlıklı Ortalama Fonlama Maliyeti” oranını takip etmeye başlamıştır. Burada da, bu maliyetin Exante değil Expost bir değişken olması, yani işlem gerçekleştikten sonra oranın belirli olması şeklindeki içsel tutarsızlık nedeniyle piyasaya istenilen mesaj verilememektedir. Yani, bu yöntem, piyasayı yönlendirme amacına hizmet etmekten ziyade ne etliye ne sütlüye dokunur bir görüntü çizmekte, Merkez Bankası’nın duruşu konusunda piyasaya karışık sinyaller vermektedir. 

Merkez Bankası eğer tek hedef olarak fiyat istikrarını, yani enflasyonu makul seviyelere çekmeyi belirlemiş ise buna uygun net bir faiz politikası uygulamalıdır. Eğer bu hedefle birlikte, bir yandan da kur istediğim seviyede olsun, faizler yatırımları destekleyecek seviyede düşük olsun gibi hedefleri de örtülü olarak belirliyor ise imkansız üçlemenin kıskacına düşülmüş ve bu hedeflerin hiçbirisine ulaşamayacağı anlaşılmış demektir.

You may also like...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir