Bankacılık Sektörünün Kaynakları Sınırsız Değil

Türk Bankacılık Sektörü Kaynakları

Bankacılık Sektörünün Kaynakları Sınırsız Değil

Piyasa ekonomisini benimsemiş ve sermaye transferlerini serbest bırakmış ülkeler için bankacılık kesiminin önemi kuşkusuzdur. Diğer işlevsel faydaları bir yana bırakıldığında salt kredi mekanizması açısından bakılacak olursa bu önem daha net bir şekilde ortaya çıkmaktadır.
Yatırım ve İhtisas Bankaları gibi özel amaç ile kurulmuş bankaları bir yana bırakacak olursak finansal kesimin esas büyüklüğünü oluşturan mevduat bankaları incelendiğinde bir bankanın üç tür kaynağı olduğunu görürüz. Bunlar;

1 – Mevduatlar
2 – Bankalardan / Piyasadan alınan borçlar
3 – Özkaynaklar

Bankalar bu üç yöntem ile topladıkları ve biriktirdikleri fonları aktiflerinde başta kredi olmak üzere çeşitli şekillerde transfer ederler. (Satarlar) Ağırlıklı biçimde kredi olarak transfer edilen kaynakların türlerine bakıldığında da süreklilik arz eden ve bankacılığın temelini oluşturan kaynağın mevduat olduğu görülür.

Yani basit bir ifadeyle bir bankanın ana faaliyetini şu şekilde formüle edebiliriz:

“Tasarruf sahiplerinden mevduat olarak toplanan fon fazlalarının kredi olarak fon ihtiyacı olan kişi ya da kurumlara satılmasıdır.”
Elbette gelişen finansal sistem ile dünya ölçeğindeki mali sınırların görünmez hale gelmesi bir bankanın hem aktifini hem de pasifini son derece çeşitlendirmiş, kaynak tarafında mevduat dışında farklı fon havuzlarından borçlanılabilirken aktifte ise kredi dışında da menkul kıymet ve türevleri şeklinde fon satılabilir hale gelmiştir.

Ancak bu çeşitlendirmeler ana yemeğin üzerindeki bir tür sos veyahut kıyafetin tamamlayıcısı bir aksesuardan başka bir şey değildir. Bunu akıldan çıkarmamak gerekir. Bu böyledir, zira mevduat sahibinin fon fazlası ve bireysel ya da tüzel kişinin fon ihtiyacı dışındaki tüm kaynak ve plasman kalemleri geçicidir, niteliği değişebilir, banka özelinde ve hatta ülke genelinde zaman zaman uygulanabilir olmaktan çıkabilir.

Bu somut gerçekten yapılacak temel çıkarım dolayısıyla şu olmalıdır; “Kredi ve mevduat arasında sürdürülebilir ve makul bir denge bulunmalıdır.

Son dönemde Ülkemizde de bu denge (dengesizlik) tekrar gündeme gelmiştir. Öncelikle resmi çizelim.

Verileri derleyen ve yayımlayan BDDK’nın (Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu) 2017 yılının Eylül ayı verilerine göre:

 

Kullandırılan Fonlar Toplanan Kaynaklar
 

Krediler

1.994 Mevduat 1.635
Menkul Kıymetler 376 Bankalara Borçlar 427
Zorunlu Karşılıklar 221 Repo ile Sağlanan Fonlar 97
Nakit ve Nakit Benzeri Kalemler 216 İhraç Edilen Menkul Kıymetler 135
Diğer 246 Özkaynaklar 345
Diğer 415
Toplam 3.054 Toplam 3.054

*Milyar TL 

 

Görüleceği üzere Eylül 2017 itibarıyla bankalarımız topladıkları mevduatın çok üzerinde kredi kullandırmışlardır. Her ne kadar kredi/mevduat dengesinde yüzde 100 seviyesinin mutlak olarak “iyi” olduğunu söyleyebilmek zor olsa da sürdürülebilirlik ve sağlıklı bir bilanço yapısı açısından bu oranın takip edilmesi ve çeşitli değişkenlere göre görünmez kısıtlar ile sınırlandırılması makul ve olması gerekendir. Sektörü regüle eden BDDK’nın da yaptığı budur. BDDK son yıllarda, sektör genelinde yüzde 120 seviyesine kadar bir kredi/mevduat oranına müsamaha göstermektedir. (Bu seviyenin ne derece doğru olduğu tartışılır, hangi oranın “makul ve arzu edilebilir” olduğu sorunsalı bir noktadan sonra politik bir tercih olduğu için bu yazının konusu değildir.) Eylül ayı itibarıyla bu oran yüzde 122 seviyesine yükselmiştir. 2006 yılında kredi/mevduat oranı yüzde 69 seviyesinde iken kademeli bir şekilde yükselerek güncel hali ile BDDK’nın zımnen sınır kabul ettiği yüzde 120 seviyesine dayanmıştır.

Bu durum şu anlama gelmektedir:

Ülkemizdeki tasarruf miktarı artmadıkça ilave kredi genişlemesi imkanının sonuna gelinmiştir. Diyelim ki BDDK risk aldı ve kredi/mevduat oranındaki hedeflediği düzeyi yukarı çekti, bu müdahalenin de mevduat dışındaki ana fon kaynağının “Bankalara Borçlar” kalemi, Bankalara Borçların ana kaleminin ise “Yurtdışı Bankalara Borçlar”  kalemi olduğu göz önüne alındığında, yurtdışı fon imkanlarına erişim konusunda eskisi kadar rahat olmamamız nedeniyle ne ölçüde bir esneklik sağlayacağı kuşkuludur. Kaldı ki zaten ifade ettiğimiz gibi, mevduat dışındaki fon kaynakları geçicidir, tamamlayıcıdır. Bu kaynaklara “güvenerek” bir bankanın aktifinde uzun vadeli kredi ilişkisine girmesi son derece risklidir. Bu risklilik; banka özelinde banka için ve bankacılık kesiminin tümü için olduğu kadar Ülkenin genel ekonomik yapısı için de geçerlidir.

Burada kimi okuyucular bize şu şekilde bir eleştiri getirebilir.

Peki ya Avrupa Birliği içerisindeki Bankalarda da mevduatın kaynaklar içerisindeki payı bizde olduğu gibi yüzde 50’ler seviyesinde ve kredi/mevduat oranı da yüzde 120’ler seviyesindedir, bu durumda mevcut haliyle riskli bir durum söz konusu değildir.

Bu eleştiriye de cevap olarak diyebiliriz ki, Avrupa Birliği içerisinde hangi ülkenin bankacılık sektörü pasifinin yüzde 12’sini yurtdışı bankalardan aldığı borçlar ile fonlamaktadır?

Fark buradadır.

Mevduat dışındaki fonlar yurt içinden temin edilebiliyorsa bir noktaya kadar bu kabul edilebilir. Ancak, siyasi iklime ve bankanın temel rasyolarının dışında sonsuz sayıda değişkene bağlı olarak bulunabilen yurtdışı fonların mevduatın yanında temel fon kaynağı haline gelmiş olması Ülkemizin finansal sisteminin sürdürülebilirliği ve sıhhati açısından son derece risklidir.

Son Sözler:

1 – Reel kesime kredi imkanı sunulması iyi bir şeydir. Ancak bunun da bir sınırı vardır. Önemli olanı ulusal varlıkların (tasarruflar) artırılabilmesidir.

2 – Yeterli ölçüde tasarruf edemeyen bir ülkenin bankacılık kesimi de sınırlı olacaktır. Bunu kabul etmek ve imkanları fazla zorlamamak makul olanıdır.

3 – Mevduatın üzerindeki kredi talebi – diğer sebeplere ilave olarak – kredi faizlerini artırıcı etki yapacaktır.

4 – Kredi fiyatına (faize) müdahale kaynakların kıt olduğu ortamda kredinin “karaborsaya” düşmesine yol açar. Bu durum da ahlaki bozulma ve verimsizlik yaratır.

 

 

You may also like...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir